Skip to main content

İnsan, yalnız yürüdüğünü zanneder bazen.

Oysa hayat dediğimiz yolculukta, farkında olmadan birçok insanın izini taşırız. Bir arkadaşımızın cümlesi dilimize, bir bakışı dünyaya bakışımıza, bir alışkanlığı hayatımıza yerleşir. Kimi zaman bir insanın bize söylediği tek bir söz, yıllarca zihnimizin bir köşesinde yaşamaya devam eder.

Çünkü insan, insana dokunur.

Ve bazı dokunuşlar insanı kendisine yaklaştırırken, bazıları onu kendisinden uzaklaştırır.

Peygamber Efendimiz ﷺ’in bu hadisi bana biraz da bunu düşündürüyor.

“Kiminle arkadaşlık ediyorsun?” sorusundan önce, belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

“Kiminle arkadaş olduktan sonra ben nasıl birine dönüşüyorum?”

Çünkü her arkadaşlık yalnızca vakit paylaşmak değildir.

Birlikte güldüğümüz, dertleştiğimiz, sustuğumuz, yürüdüğümüz insanların hâlleri kalbimize yavaş yavaş dokunur. İnsan, sevdiği insanın bazı özelliklerini farkında olmadan kendisine taşır.

Bazen güzel bir huyu…

Bazen bir bakışı…

Bazen hayata karşı bir tavrı…

Bazen de Allah ile olan ilişkisini…

Belki de bu yüzden insanın çevresine dikkat etmesi, aslında kendi kalbine dikkat etmesidir.

Hayatımızda öyle insanlar vardır ki, onların yanında bulunduğumuzda içimiz biraz daha güzelleşir.

Onlarla konuştuğumuzda dünya telaşının arasında ahireti hatırlarız.

Bir yanlışımız olduğunda bizi küçük düşürmeden uyarırlar.

Güzel bir şey yaptığımızda bizi kendimize hayran bırakmadan sevindirirler.

Onların yanında insan, kendisinin daha iyi bir hâline ulaşmak ister.

Böyle insanlar birer nimettir.

Çünkü bazı dostlar vardır, Allah’ı sana hatırlatmak için hayatına dokunur.

Bazen bir nasihatleriyle…

Bazen bir sabırlarıyla…

Bazen de hiçbir şey söylemeden yaşadıkları güzel hâlleriyle…

İnsan, bazı insanları dinleyerek değil, onlara bakarak öğrenir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken ince bir nokta var.

Bu hadis, insanları hayatımızdan kolayca silmek ya da kendimizden farklı yaşayan herkesi küçümsemek için söylenmiş bir söz değildir.

Çünkü hepimizin kusurları var.

Hepimizin eksikleri, mücadeleleri, tökezlediği yollar var.

Bir başkasının hatasını görüp kendimizi ondan üstün görmek, insanı farkında olmadan başka bir imtihana sürükleyebilir.

Belki de mesele:

“Kim kötü, kim iyi?”

diye insanları sınıflandırmak değil.

Mesele:

“Ben kiminle yürürken Rabbime daha yakın bir kul oluyorum?”

diye kendimize bakabilmek.

Çünkü insan başkasının kusurunu saymakta mahir, kendi kalbinin değişimini fark etmekte bazen acizdir.

Bir arkadaşlığın bize iyi gelip gelmediğini anlamak için çok büyük işaretler aramaya da gerek yoktur.

Bazen cevap, kendi hâlimizde saklıdır.

O insanlarla vakit geçirdikten sonra kalbimiz nasıl?

Daha mı merhametliyiz?

Daha mı sabırlıyız?

Daha mı güzel konuşuyoruz?

İyiliğe karşı isteğimiz artıyor mu?

İbadetlerimize daha fazla dikkat ediyor muyuz?

Yoksa zamanla önem verdiğimiz şeyleri küçümsemeye, yanlışları normal görmeye ve kalbimizi rahatsız eden şeylere alışmaya mı başladık?

Çünkü bazı şeyler bir anda değişmez.

İnsan bazen yanlış bir yola adım attığını fark etmez.

Önce alışır.

Sonra kanıksar.

Sonra da bir zamanlar rahatsız olduğu şey, hayatının sıradan bir parçası hâline gelir.

İşte arkadaşlığın insan üzerindeki tesiri biraz da burada gizlidir.

Fakat bu sözün bir tarafı daha var ki, belki üzerinde daha fazla düşünmemiz gerekiyor:

Ya biz?

Biz kimin arkadaşıyız?

Bizi tanıyan bir insan, bizimle vakit geçirdikten sonra ne hissediyor?

Onun hayatında iyiliğe dair küçük de olsa bir iz bırakıyor muyuz?

Yoksa biz de farkında olmadan bir başkasının kalbine ağırlık mı bırakıyoruz?

Sadece bize iyi gelecek insanları aramak kolay.

Asıl zor olan, başkasına da iyi gelen bir insan olabilmek.

Belki güzel arkadaşlık, iki insanın birbirinden kusursuz olmasını beklemek değildir.

Birbirlerinin eksiklerini tamamlamaya çalışmalarıdır.

Biri düştüğünde diğerinin el uzatmasıdır.

Biri unuttuğunda diğerinin hatırlatmasıdır.

Biri yorulduğunda diğerinin sabretmesidir.

Ve gerektiğinde, birbirlerine dünyayı değil, Allah’ı hatırlatmalarıdır.


Hayat uzun bir yol gibi…

Yollar değişiyor, insanlar değişiyor, biz de değişiyoruz.

Bazı insanlar hayatımızdan sessizce geçip gidiyor.

Bazıları ise gönlümüzde iz bırakıyor.

Kimi bize dünyanın geçiciliğini hatırlatıyor, kimi dünyaya fazla bağlanmamıza sebep oluyor.

Kimi bizi iyiliğe çağırıyor, kimi iyiliği küçümsemeyi öğretiyor.

Kimi yanımızda Allah’ı hatırlatıyor, kimi ise O’nu hatırlamaya fırsat bırakmayacak kadar dünyayı büyütüyor.

Bu yüzden insan, gönlünün kapısını herkese kapatmamalı belki ama herkese aynı yakınlığı da vermemeli.

Çünkü kalp, kiminle çok vakit geçirirse biraz ona benzer.

Ve insanın kalbi, en çok sevdiği insanların izlerini taşır.

Öyleyse dostlarımızı seçerken sadece bize iyi vakit geçirip geçirmediklerine değil, bizi hangi hâle taşıdıklarına da bakalım.

Ama aynı zamanda kendimize de bakalım:

Ben, arkadaşlarımı hangi hâle taşıyorum?

Belki de hadisin bize bıraktığı en güzel muhasebe budur.

Kiminle yürüdüğüne dikkat et…

Ama yürüdüğün insanın da elinden tut.

Çünkü bazen bir insanın hayatına girme sebebimiz, ondan bir şey öğrenmek değil; birlikte daha güzel bir hâle ulaşmaktır.

Ve yolun sonunda insanın yanında kimlerin olduğundan daha önemli bir şey vardır:

O insanlarla yürürken nasıl bir kalbe dönüştüğü…

Rabbim bize, kendisini hatırlatan, iyiliğe teşvik eden, kusurlarımızı güzellikle gösteren ve dünyaya dalmışken ahireti unutturmayan güzel dostluklar nasip etsin.

Ve bizi de başkalarının hayatında böyle güzel bir iz bırakabilen kullarından eylesin.

Çünkü güzel bir dost, bazen insanın hayatındaki en sessiz duadır

Yeni İçerik

Investing in Future Leaders

Gençler OkuyorGençler OkuyorHaziran 12, 2023
Yeni İçerik

Transform Your Leadership Skills

Gençler OkuyorGençler OkuyorHaziran 10, 2023

Leave a Reply